KAPAĞI AÇILAN KİTAP | Tarih: 19 Eylül 2026 | Sayı: XXXVIII-3 | Adı: Yaktım Mangalımı (Hanım Ayşa) | Yazar: Süray VURAL | Tanıtım: Hilmi DULKADİR

Gırnatanın Dağlara Meydan Okuyan Sesi ve Oyunların Karakteri

Süray Vural’ın kitabında en çok üzerinde durduğu ve Mut yöresini Türkiye genelinde benzersiz kılan temel husus; halk oyunları repertuarında bulunan yirmiyi aşkın oyunun tamamının "türkülü" olmasıdır. Oyun ezgiden ibaret değil; figü,r doğrudan doğruya türkünün sözüyle, mısraların vezniyle ve nefesiyle can bulmaktadır.

Yöre oyunları iki ana kategoride incelenir: Kırık Havalar ve Mut Zeybekleri.

Kırık havalar; hareketli, coşkulu ve gündelik hayatın neşesini yansıtan iki veya dört zamanlı ritmik yapılara sahiptir. “Gullar Olam”, “Ger Ali (Ham Çökelek)”, “Hanım Ayşa”, “Tımbıllı”, “Fındık”, “Ak Boya Kara Boya”, “A Gızım”, “Ceviz Arası”, “Mandilli” ve “Batırık” gibi oyunlar bu gruptadır. Örneğin “Batırık Türküsü”, yöre kadınlarının yayla serinliğinde düğürcük, ceviz, domates ve fesleğenle yoğurdukları o meşhur yerel lezzetin etrafında gelişen tatlı bir halk hicvidir. “Ger Ali” oyunu ise Sertavul Hanı’nı aşan, iki karısının arasında kalıp çileden çıkan yayla insanının mizahi taşlamasıdır; "Boğazına dursun ham çökelek" nakaratı kaşıkların kıvrak şakırtısıyla birleştiğinde bütün meydan kahkahalarla coşar.

Zeybekler ise Torosların yalçın kayalıkları kadar ağır, mağrur ve heybetlidir. Genellikle 9/8'lik aksak usulün farklı varyasyonlarıyla icra edilen “Karakuş Zeybeği, “Yaktım Mangalımı”, ”Çay Zeybeği”, “Tek Zeybek”, “Kızlar Zeybeği”, “Goramşah Zeybeği” ve “Körmenni Zeybeği”, efenin toprağa diz vuruşuyla yeri göğü inletir. Süray Vural, zeybeklerin arkasında yatan derin halk felsefesini ve örtük sembol dilini çözerken çok mühim ayrıntılar verir.

“Karakuş Zeybeği”nde efe, avına göklerden süzülen yırtıcı karakuşu canlandırır. Yaşlıların anlatımına göre karakuş (kuzgun) yuvasını en yüksek kayalara yapar; avını gözüne kestirdiğinde gökyüzünden kurşun gibi aşağıya süzülür. Eğer avını pençeleriyle yakalayamazsa hırsından kendini yere çarparak ölür. İşte bu zeybeğin ağır figürlerindeki diz çöküşler, ölümü bile hiçe sayan mutlak bir yiğitlik tavrıdır .

“Yaktım Mangalımı Zeybeği” ise idam sehpasına yürüyen bir yiğidin tabibe ve cellada seslenişindeki o vakur teslimiyeti anlatır:

"Yaktım mangalımı koydum dükkâna /

Üstü kakül yanı başı meyhane...

Çekin kır atımı nalbant nallasın /

Vur cellat boynumu ganım damlasın /

Herkes sevdiğini alsın yollasın /

Söyle tabip söyle ölecek miyim /

Ölmeden sılamı görecek miyim" (s. 101).

Vural, türkülerdeki meyve adlarının arkasında yatan edebî sırrı da ifşa eder. Mut yöresinde söylenen “Portakal Zeybeği”nin narenciye bahçeleriyle hiçbir ilgisi yoktur; "Portakalım taş üstüne" derken kastedilen taş, kadının iman yalağı, portakal ise sevilen kadının göğsüdür (s. 8, 118). Aynı şekilde “Fındık (İkide Ceylan)” türküsünde geçen fındık ve Sertavul deresinde sulanan ceylan, sevgilinin narin endamını ve cilvesini tasvir eder.

Bu oyunların icrasında kullanılan sazlar da kendine hastır. Kopuzun mirasçısı bağlama, üç telli kabak kemane (ki sonraları ses gürlüğü sebebiyle yerini kemana bırakmıştır) ve iki türlü davul kullanılır. Meydanlarda tokmakla çalınan "koca davul" gür sesi sağlarken, halk oyunu ekibinin içinde parmakla çalınan küçük "koltuk davulu" aksak usulün en ince nüanslarını verir.

Fakat Mut folklorunda klarnetin, yani yerel tabirle "gırnata"nın yeri bambaşkadır. Klarnetin Mut yöresine girişi şahıs ve tarih olarak bellidir:

Balkan Harbi sırasında askerliğini alay mızıkasında klarnetçi olarak yapan Mut’un Palantepe Köyü’nden Kerim ismindeki er, terhis olduğunda köyüne bir klarnetle döner. Yöre türkülerini bu sazla çalmaya başlayınca, gırnatanın hem açık hava meydan cümbüşlerinin istediği yüksek ses şiddetini vermesi hem de yöre tavrına süratle intibak etmesi sebebiyle alet çok kısa sürede benimsenmiş; aradan geçen seksen doksan yılda her profesyonel ekip bir klarnetçi yetiştirmiştir.

26 Eylül 2026’da: DEPME YÜNDEN DOKUNAN HABALAR, SARI EDİKLER VE YAŞAYAN HALK İNANÇLARI